Fortune Yatırım İklimi, Ağustos 2016 Ödeme Sistemleri ve Vergileme

Vergi Departmanı Direktörlerimizden Güray Öğredik’in kaleme almış olduğu, “Ödeme Sistemleri ve Vergileme” başlıklı yazısı Fortune Yatırım İklimi Ağustos 2016 sayısında okuyucularla buluşmuştur.

Ödeme Sistemleri ve Vergileme

Ödeme sistemleri/hizmetleri gün geçtikçe hayatımızda daha fazla yer tutmaktadır. Ticari hayat ve günlük yaşantı içerisinde bu kapsamda birçok faaliyet gerçekleştirilmektedir. Özellikle gelişen teknoloji ile birlikte ödemeler alanında görülen çeşitli uygulamalar sayesinde günlük hayatta gerçekleştirilen birçok ticari ve finansal işlem için nakit dışı ödeme yöntemleri kullanılmaya başlanmıştır. Öte yandan, elektronik para olarak isimlendirilen ödeme araçlarının yaygınlaşması, bunlara ilişkin hukuksal yapının oluşturulması ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilecek, özellikle uluslararası mevzuat ile de uyumlu düzenlemelerin gerçekleştirilmesi kaçınılmaz bir gereklilik olarak ortaya çıkmış ve buna bağlı olarak 6493 sayılı “Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun” 27.06.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. “Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para İhracı İle Ödeme Kuruluşları ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” ise 27.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Bu düzenlemeler ile elektronik para, elektronik para kuruluşları, ödeme sistemleri, ödeme hizmetleri, ödeme hizmeti sağlayıcıları, ödeme kuruluşu, ödeme hizmeti kullanıcısı gibi kavramlar mevzuatımızda yerini almış, bu sektörde faaliyet gösterecek şirketlerde aranacak kriterler ve sektörün çalışma kuralları belirlenmiştir. Mevzuatta ödeme sistemi “üç veya daha fazla katılımcı arasındaki transfer emirlerinden kaynaklanan fon aktarımlarının gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla yapılan takas ve mutabakat işlemleri için gerekli altyapıyı sunan ve ortak kuralları olan yapı”, ödeme işlemi “gönderen veya alıcının talimatı üzerine gerçekleştirilen fon yatırma, aktarma veya çekme faaliyeti”, fon “banknot, madeni para, kaydi para veya elektronik para”, takas “sisteme gönderilen transfer emirlerinin aktarımı, bu emirlerin karşılıklı olarak iletilmesine ve mutabakat öncesi provizyon alındığı durumlarda provizyon alınmasına aracılık edilmesi ve bazı durumlarda bu emirlerin netleştirilmesi işlemleri” ve mutabakat ise “iki ya da daha fazla taraf arasındaki fon ya da menkul kıymet aktarımından kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi” olarak tanımlanmıştır.

Ödeme hizmetlerinde para aktarımına ilişkin olarak, faturanın düzenleneceği zaman ve gelirin oluştuğu (tahakkuk ettiği) an vergileme açısından büyük önem arz etmektedir. Vergiyi doğuran olay kavramı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 19. maddesinde “Vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. Vergi alacağı mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Ticari kazançta tahakkuk esası geçerlidir. Tahakkuk gelirin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmesini ifade etmektedir. Bunun için de geliri doğuran işlemin gerçekleşmesi ve tamamlanması gerekmektedir. KDV açısından ise hizmetin tam ve eksiksiz olarak ifa edilmesi ile birlikte vergiyi doğuran olay gerçekleşecektir. VUK’nun 229. maddesinde fatura, “satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika” olarak tanımlanmıştır. Faturanın malın teslim edildiği ya da hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren en geç yedi gün içerisinde düzenlenmesi zorunluluktur. Tabii bu süre her şekilde işlemin gerçekleştiği andan itibaren fatura düzenlemek için yedi gün süre olduğu şeklinde kabul edilmemelidir. Asıl olan işlemin gerçekleştiği anda (günde) faturanın düzenlenmesidir. 

Ödeme kuruluşlarının kendilerine aktarılan fonu, öngörülen şekilde ve mevzuatta öngörülen süre içerisinde alıcıya intikal ettirmeleri ile birlikte ilgili işlem tamamlanmakta, ödeme kuruluşu için komisyon geliri oluşmaktadır. KDV açısından ise vergiyi doğuran olay gerçekleşmekte ve fatura düzenlenmesi gerekmektedir. (Mevzuatta alıcı “ödeme işlemine konu fonun ulaşması istenen gerçek veya tüzel kişi” şeklinde tanımlanmıştır.) Faturanın, ödemesine aracılık edilen her bir işlem için ayrı ayrı düzenlenmesi gerektiği; müşteri bazında belirli zaman aralıklarıyla (gün sonunda, haftalık veya aylık) toplu fatura düzenlenmesinin uygun olmayacağı kanaatindeyiz. Çünkü ödenmesine aracılık edilen her bir işlem hukuki, ticari, teknik ve vergisel gerçekleşme ve tamamlanma açısından bir diğerinden ayrıdır. E-fatura/e-arşiv fatura uygulamaları sonrasında işlem bazında fatura düzenlenmesinin, karşı tarafa ulaştırılmasının ve faturaların arşivlenmesinin sıkıntı oluşturmayacağı düşüncesindeyiz. 

Elektronik para (e-para) mevzuatta “Elektronik para ihraç eden kuruluş tarafından kabul edilen fon karşılığı ihraç edilen, elektronik olarak saklanan, bu Kanunda tanımlanan ödeme işlemlerini gerçekleştirmek için kullanılan ve elektronik para ihraç eden kuruluş dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından da ödeme aracı olarak kabul edilen parasal değer” şeklinde, Elektronik para kuruluşu ise “Bu Kanun kapsamında elektronik para ihraç etme yetkisi verilen tüzel kişi” şeklinde tanımlanmıştır.

E-paranın ne şekilde işlem göreceğine, nasıl değerleneceğine; bir şirketin temin ettiği e-paraların nasıl muhasebeleştirileceğine, dönem sonlarında harcanmamış e-paraların nasıl değerleneceğine dair VUK’da düzenleme bulunmamaktadır. Elektronik para kuruluşuna yatırılan fon kadar e-para çıkarılacağı için, TL karşılığı değerinin kasa mevcudu gibi itibari değeriyle değerlenmesi en uygun çözüm olacaktır. Eğer e-para iktisadi kıymet olarak VUK Madde 284’de yer alan “nakit” (kasa mevcudu) şeklinde kabul edilmez ise bu durumda mezkur kanunun 289. maddesinde yer alan “Bu bölümde yazılı olmayan veyahut yazılı olup da kendi ölçüleriyle değerlenmesine imkan bulunmayan iktisadi kıymetlerden bina ve arazi vergi değerleriyle, diğerleri, varsa borsa rayici, yoksa mukayyet değerleri, o da yoksa emsal bedeliyle değerlenir” hükmü devreye girecektir. Bu durumda e-para için “mukayyet değer” değerleme ölçeği geçerli olacaktır. Her şekilde e-paranın muhasebe kayıtlarındaki değerinde (dövize endeksli olma hali hariç) artış veya azalış olmayacaktır.

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesinde “Finansal Kuruluş” kredi kuruluşları dışında kalan ve sigortacılık, bireysel emeklilik veya sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak veya bu Kanunda yer alan faaliyetlerden en az birini yürütmek üzere kurulan kuruluşlar ile kalkınma ve yatırım bankaları ve finansal holding şirketleri olarak tanımlanmıştır. Ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları da 6493 sayılı Kanun’da verilen yetkiler çerçevesinde 5411 sayılı Kanun’da yer alan bazı faaliyetleri gerçekleştirebildikleri için finansal kuruluş sayılmaktadırlar. Finansal kuruluş olan ve bu nedenle BDDK’ya tabi olan ödeme hizmeti ve elektronik para kuruluşlarının BSMV mükellefi mi yoksa KDV mükellefi mi olacakları, fatura yerine dekont kullanma durumları, işlemlerdeki damga vergisi uygulamaları gibi vergisel konularda Mali İdare tarafından henüz bir açıklama yapılmamıştır.

Gelişen teknoloji sayesinde vergiye tabi işlemlerin elektronik ortamda yapılması kayıt dışı ile mücadele açısından da büyük önem arz etmektedir. Zira bu şekilde yapılan işlemler kayıt altına alınmış olmakta, vergi kayıp ve kaçağının oluşması önlenmekte, işlemler daha kolay denetlenebilir halde olmaktadır.  Sektörde tartışılan ve net olmayan hususların (bilhassa banka dışı kurumların BSMV mi KDV mi kapsamında olup olmadıkları) ilgili otoriteler (BDDK ve Maliye) tarafından bir an önce açıklığa kavuşturulması, ödeme ve elektronik para hizmetleri sektöründe faaliyet gösterecek şirketlerin işlemlerini mevzuata uygun şekilde yapmaları açısından önem arz etmektedir.