Fortune Yatırım İklimi, Mayıs 2015, Vergi Gelirleri ve Denetimler Açısından Bankaların Önemi

Vergi Departmanı müdürlerimizden Güray Öğredik’in kaleme almış olduğu,“Vergi gelirleri ve denetimler açısından bankaların önemi” başlıklı yazısı Fortune Yatırım İklimi Haziran 2015 sayısında okuyucularla buluşmuştur.

Vergi Gelirleri ve Denetimler Açısından Bankaların Yeri ve Önemi 

Vergi mevzuatımızın belki en detaylı şekilde düzenlenmiş, sürekli yenilenen ve en çetrefilli alanı para ve sermaye piyasaları kaynaklı yatırım araçlarından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesidir. Vergi uzmanları tarafından dahi her seferinde yeniden okunan ve yorumlanan bir mevzuatın yatırımcılar tarafından tam olarak anlaşılması pek mümkün değildir. Bu alandaki vergileme rejimi, Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67. maddesine göre bankalar ve aracı kurumların, takvim yılının üçer aylık dönemleri itibariyle elde edilmesine aracılık ettikleri para ve sermaye piyasası yatırım araçları kaynaklı gelirler üzerinden vergi tevkifatı yapmaları ve tevkif ettikleri vergileri Maliye Bakanlığı’nca belirlenen özel bir beyanname ile beyan ederek ödemeleri esasına dayanmaktadır. Bu sayede bankalar ve aracı kurumlar, binlerce mükellef tarafından ayrı ayrı beyanname verilmesinin yaratacağı iş yükünü önleyerek, basit ve sade bir şekilde para ve sermaye piyasası araçları kaynaklı getiriler üzerinden vergi tahsilatına aracılık etmekte ve Maliye Bakanlığı’na büyük fayda sağlamaktadırlar. Bu kurumlar, vergi tevkifatının doğru ve tam olarak yapılması ve eksiksiz bir şekilde beyanı ile ödenmesinden sorumludurlar. 2006 yılı başında yaşama geçen düzenleme 2015 yılı sonuna kadar geçerliliğini koruyacaktır. Diğer taraftan bankalar, KKDF kesintilerinde de verginin tahsili ve Maliye Bakanlığı’na aktarımı açısından ciddi bir aracılık hizmeti üretmektedirler.

Bankalar “vergi tahsilatına aracılık” olarak adlandırılabilecek yukarıdaki bir kısım faaliyetleri yanı sıra, elde ettikleri kazançlar ile yaptıkları işlemler üzerinden de vergiler ödemektedirler. Maliye Bakanlığı tarafından 8.6.2014’de açıklanan Türkiye genelinde en fazla kurumlar vergisi beyanı yapan ilk 100 kurumlar vergisi mükellefi listesinde, ilk 10 içinde 7 banka bulunmakta olup, listenin toplamında ise bankalar ile bankalar tarafından kurulan menkul kıymet yatırım şirketleri, sigorta şirketleri ve finansal kiralama şirketleri toplamı 20’den fazladır. İlk 7 içinde yer alan bankalar tarafından tahakkuk ettirilen kurumlar vergisi toplamı ilk 100’deki firmalar tarafından beyan edilen toplam kurumlar vergisinin %37’sini oluşturmakta;  tüm bankalar ve bankalar tarafından kurulmuş diğer finansal şirketler tarafından tahakkuk ettirilen kurumlar vergisi ise toplam vergilerin %50’si civarındadır. Bankalar tarafından beyan edilen diğer vergiler de (BSMV, damga vergisi, KDV, kurumlar vergisi ve gelir vergisi stopajları...v.d.) dikkate alındığında, bankaların Türkiye Cumhuriyeti bütçe gelirleri açısından büyük öneme sahip oldukları görülecektir. 2014 yılı kurumlar vergisi beyanları esas alınarak yayınlanacak listede de bu görünümün klasik bir şekilde aynen yer alacağı kanaatindeyiz.

Bankalar vergi denetimleri ve kayıt dışılığın önlenmesi açısından bir nevi otokontrol işlevi de görmektedirler denilebilir. Örneğin; şirketlerin 8.000 TL’yi aşan tahsilat ve ödemelerini;  en az 10 kişi çalıştıran işverenlerin maaş ve benzeri tüm ücret ödemelerini banka hesapları üzerinden yapmaları yasal zorunluluktur. Maliye Bakanlığı bankalar tarafından kullandırılan konut kredilerinden ve bu konut kredileri için yazılan ekspertiz raporlarından hareketle gayrimenkul satış kazancı için hiç beyanname vermeyen veya beyanname vermekle birlikte, beyan edilen kazancı tespit edilen konut kredisi tutarları ve ekspertiz raporlarında konut için belirlenen değerlere göre hesap edilen tutar ile uyumsuz olan veya tapu harcına esas teşkil eden beyan tutarları arasında bariz uyumsuzlukları bulunan mükellefleri tespit edebilmektedir. Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu tarafından yayınlanan 2014 faaliyet raporuna göre, 1038 mükellef riskli bulunup incelemeye sevk edilmiş; bu kapsamda 2014 yıl sonu itibarıyla tamamlanan incelemelerde 981.704.568 TL matrah farkı, 53.771.474 TL vergi farkı tespit edilerek, 128.249.323 TL ceza kesilmesi öngörülmüştür.

Ülkemizde son yıllarda bilgi işlem teknolojilerinden de etkin bir şekilde faydalanılarak vergi denetimlerinde parasal kontroller ön plana çıkmaya başlamış, bu sayede vergi kaçakçılığı ile daha etkin bir şekilde mücadele başlatılmış, vergi incelemelerinin verimliliği arttırılmıştır. Değerli Hocam Prof. Dr. Osman Altuğ’nun da söylediği gibi “Parayı takip edin, gerçeğe ulaşacaksınız! Nerede ne olay varsa siz parayı takip edin, meseleyi çözer suçluları bulursunuz.” Vergi Müfettişleri, banka hesaplarında yüksek tutarlı hareketler olan kişileri riskli kabul etmek suretiyle, söz konusu tutarların mahiyetlerini, kimler tarafından, nereden transfer edildiğini, hesap sahibinin vergi mükellefiyetinin olup olmadığını, hesaba giren paraların daha sonra kimlere transfer edildiği ve hesap sahibi ile bu kişiler arasında ilişki olup olmadığı, aynı kişi ya da kurumlar ile sürekli bir şekilde para transferi olup olmadığı, söz konusu paraların yasa dışı bir faaliyete (terör, tefecilik, çek kırdırma, kayıt dışı ticaret..v.b.) ait olup olmadığı, kayıt dışı ücret ödemeleri yapılıp yapılmadığı gibi hususları incelemektedirler. Banka sistemi verileri üzerinden hareket edilerek yapılan vergi incelemelerinde hesap sahipleri ile görüşülerek de bu paraların içerikleri sorgulanabilmektedir. Ancak vergi sistemimiz “Nereden Buldun?” şeklinde ifade edilen; kişilerin harcama ve tasarruflarının kaynaklarının sorgulanmasına izin veren bir yasal yapıya sahip olmadığı için bu gibi kontrollerden her zaman somut sonuçlar elde edilebilmesi mümkün olmayabilmektedir. Eğer bu para hareketlerinin (aynı zamanda sürekli bir şekilde çek tahsilatı yapılıyorsa bu hareketlerin de) bir şekilde işletmenin kayıt dışı faaliyetleri ile ilgisi olduğu tespit edilirse, bu durumda işletmenin beyan ettiği mali tabloları üzerinden eksik beyan edilen kazanç tutarının hesaplanması ve cezalı şekilde kurumlar vergisi ve KDV tarhiyatları yapılması mümkün olabilir ve bu mükellefler hakkında “kaçakçılık suçu” kapsamında VUK Madde 359’a göre suç duyurusunda bulunulması mümkündür. Ayrıca, yine banka hesaplarındaki yüksek tutarlardan hareketle kişilerin birbirlerine verdikleri paraların “hibe” mahiyetinde karşılıksız tutarlar olduğu tespit edilirse veraset ve intikal vergisi yönünden de tarhiyatlar yapılabilmesi mümkündür.

Bankaların çıkarttıkları kredi kartları ve diğer ödeme aracı kartlar ile yapılan harcamaların banka kayıtlarında iz bırakması sayesinde, satıcılar tarafından bu satışlara dair faturanın düzenlenmesi, KDV’nin beyanı ve hasılatın vergiye tabi kazanca dahil edilmesi kaçınılmaz bir şekilde zorunlu olmakta; aksi halde belgesiz satış yapılması vergi incelemeleri açısından tespiti kolay çok ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bu yönüyle söz konusu ödeme araçlarının kayıt dışı ekonomi ile mücadelede önemli bir yeri olduğu görülmektedir.

Bankalar, “şüpheli işlem” olarak değerlendirilebilecek işlemleri Mali Suçları Araştırma Kurulu’na (MASAK) bildirmekle de yükümlüdürler. İlgili tebliğde şüpheli işlem; “Yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işleme konu malvarlığının; yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına, terörist eylemler için ya da terör örgütleri, teröristler veya terörü finanse edenler tarafından kullanıldığına veya bunlarla ilgili ya da bağlantılı olduğuna dair herhangi bir bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması hali” olarak tanımlanmıştır. Bankalar ve diğer ilgili yükümlülere oldukça ciddi ve ağır bir sorumluluk yüklenmiştir.

Görüldüğü gibi, elde ettikleri kazançlar ve yaptıkları işlemler üzerinden ödedikleri vergiler ile Devlet bütçesine sağladıkları büyük katkının yanı sıra, ekonominin kayıt altına alınması için parasal hareketlerin iz bırakması sağlanarak vergi denetimleri ve kaçakçılık ile mücadelede veri/kanıt sağlanması hususunda da bankaların büyük önemi bulunmaktadır.

Share