Anayasa Mahkemesi Kaçakçılığa İştirak Suçu İle İlgili Tutumunu Belirledi.

Yönetim Kurulu Başkanımız Leon Coşkun'un kaleme almış olduğu "Anayasa Mahkemesi Kaçakçılığa İştirak Suçu İle İlgili Tutumunu Belirledi" başlıklı yazı Fortune Eylül 2015 sayısında okuyucularla buluştu. Yazının tamamını aşağıda bulabilirsiniz.

Anayasa Mahkemesi Kaçakçılığa İştirak Suçu İle İlgili Tutumunu Belirledi

Değerli Fortune okuyucuları, vergi kanunlarına aykırı fiillerde bulunulması ve bu fiillere iştirak edilmesi halinde mükelleflerin karşılaşacakları parasal ve adli cezalar Vergi Usul Kanunu’nda ayrıntılı olarak sayılmıştır. Ancak söz konusu kaçakçılık suçlarına iştirak edenlere uygulanacak cezaların Anayasa’ya aykırı olduğu yönünde uzun zamandır devam eden tartışmalar Anayasa Mahkemesi’nin son kararı ile noktalanmış bulunmaktadır. Bu yazımda söz konusu Anayasa Mahkemesi kararını irdeleyerek bundan sonra kaçakçılık suçlarında iştirak uygulamasının nasıl olacağına ilişkin bilgi vereceğim. 

Vergi kanunlarında cezalar genellikle parasal olmaktadır. Ancak bazı durumlarda adli makamlar, hapis cezası uygulanmasını isteyebilmektedir. Parasal cezaların en başında Vergi Usul Kanununda tanımlanan “vergi ziyaı” cezası gelmektedir. Vergi ziyaı, mükellefin vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk etmemesi veya eksik tahakkuk etmesi olarak tanımlanmıştır ve cezası ziyaa uğratılan verginin bir katı olarak belirlenmiştir. Bu tip vergi cezaları için uzlaşma ve indirim gibi imkanların uygulanması da mümkün olabilmektedir. Böylece mükellefin daha az parasal ceza ödemesi, vergi ve cezaların ise Hazineye daha erken intikali sağlanmaktadır. 

Bunun dışında bazı özel hallerde -ki vergi literatüründe buna “ kaçakçılık suçu” denmektedir- ceza üç katına çıkmakta ve ayrıca adli makamlara sevk edilerek hapis cezası uygulanmaktadır. Bu özel hallere birkaç örnek vermek gerekirse bunlar; muhasebe ve hesap hilesi yapılması, sahte hesap açılması, yasal defterlerin dışında ikinci bir defter tutulması, defter, kayıt ve belgelerin tahrif edilmesi, gizlenmesi, kasıtlı ve bilerek muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlenmesi ve bu belgelerin kullanılması gibi hallerdir ve bu filleri işleyenler hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezası istenebilmektedir.  Yine yasal defterlerini yok edenler, sahte belge düzenleyenler üç yıldan beş yıla kadar ceza alabilmektedirler. Ayrıca kanun koyucu söz konusu suçların işlenişine iştirak edenlere, yani suç ortaklarına da, gerek parasal gerekse hapis cezaları öngörmektedir. Ancak söz konusu suçlamaların büyük bir kısmı dava konusu yapılmakta, yargı da kanunda yer alan düzenlemeler ve içtihatlar çerçevesinde kararlarını almaktadır.  Açılan davalarda öne sürülen savunmalar genellikle Vergi Usul Kanunu’nda yer alan iştirak ile ilgili düzenlemenin hukuki belirliliğinin bulunmadığı, iştirak suçu kavramının idari vergi cezası yönünden nasıl oluşacağı ve hangi durumlarda ne tür bir iştirakten söz edileceğine dair düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla bu yönüyle Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "...bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat..." ibaresinin Anayasa’nın hukuk devleti olma ilkelerinin bir unsuru olan “belirlilik” ve ayrıca “suçun kanuniliği” ilkelerine aykırı olduğu yönündedir. 

Anayasa Mahkemesi konuyu inceledikten sonra vermiş olduğu kararda;  temel esasların ve çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, diğer ayrıntıların kanunda düzenlenmemiş olmasının hukuk güvenliği ve belirlilik ilkelerine aykırılık oluşturmadığını, ayrıntıların uygulama ve yargı kararlarına bırakılmasının belirlilik ve suçta ve cezada kanunilik ilkelerine aykırılık oluşturamayacağını, kanunda ayrıntılı olarak düzenlenmeyen kavramlara alt mevzuat ve yargı kararlarıyla zaman içerisinde anlam kazandırılarak kavramların genel çerçevesi belirlendiği ve içeriğin somutlaştırıldığı, bu çerçevede iştirak kavramının da yargı kararlarıyla somutlaştırıldığını belirterek söz konusu ibarenin Anayasaya uygun olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı ile uzun süredir devam eden, kaçakçılık suçlarına iştirak edenlere uygulanacak cezaların Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ortadan kalkmış bulunmaktadır.  Bundan böyle kaçakçılığa iştirak suçu ile ilgili,  Vergi Usul Kanunu hükümleri ve yargının bu konuda vermiş olduğu içtihatlara göre hareket edilecektir.